ÇİĞ Mİ? PİŞMİŞ Mİ?

ÇİĞ Mİ? PİŞMİŞ Mİ?

 
 
Besinlerden en fazla yararı sağlayabilmek için neyi, ne kadar tükettiğimiz kadar nasıl tükettiğimiz de oldukça önemlidir. Besinlere uyguladığımız hazırlama, depolama, pişirme gibi işlemlerle besin değerlerini arttırabilir ya da azaltabiliriz.
“Hangi besinleri pişmiş hangilerini çiğ tüketmeliyiz?” :

DOMATES: Domateste bulunan antioksidan özellik gösteren likopen pişirildiğinde vücut tarafından kullanılma oranı artıyor. Bu nedenle domates pişirilerek tüketilmelidir.

BROKOLİ: Brokoli çiğ, düşük ısıda-kısa süreli pişirilmiş veya buharda haşlanarak tüketilmelidir. Yüksek ısı antikanserojen etki gösteren sulphoraphane maddesinin azalmasına neden olur. Bu karnabahar, lahana, brokoli ve brüksel lahanası gibi Brassicaceae familyasındaki tüm gıdalar için geçerlidir.

KIRMIZI BİBER: Kırmızı biber yüksek oranda C vitamini içerir. Isı ile C vitamini kayıpları meydana geldiğinden çiğ tüketilmelidir.

 
SARIMSAK: Sarımsak içeriğindeki ‘allicin’ maddesi sayesinde antimikrobiyal, antioksidan ve kalp sağlığını koruyucu etki gösterir. Allicin etkisi ezilince daha çok ortaya çıkar, yüksek ısıyla ise kaybolur bu nedenle sarımsaktan en iyi çiğ ve ezilmiş şekilde yararlanılır. Pişirme işlemi gerekliyse de ezildikten sonra 10 dakika bekletilip pişirilmelidir.

 
SOĞAN: Soğan çiğ tüketilmelidir çünkü çiğ hali antioksidan ve antikanserojen özellik gösteren sülfürlü bileşiklerden daha zengindir.

 
KUŞKONMAZ: Kuşkonmaz pişirilmelidir çünkü pişirme sayesinde antikanserojen etki gösteren ferulik asit daha emilebilir hale gelir.
 

HABERE GİT:

https://www.mynet.com
https://www.cnnturk.com

BÖLGESEL KİLO NEDEN ALINIR ?

BÖLGESEL KİLO NEDEN ALINIR ?

 
 
Eyvah bu göbekle sonum ne olacak?
 Artık pantalonlarım bana küstü, şimdi ne yapacağım?
Yaz yaklaşırken kalınlaşan belime, yağlanan göbeğime hangi çözümü bulsam?
diye hayatının bir bölümünde bu düşünceden kendini alamayanlar ve yazın bikini hayalini bu sene gerçekleştirmek isteyenler bu yazımız size…

Bel kalınlaşmasının sebebi kötü beslenme alışkanlıklarınızdan kaynaklanıyor olabilir.
Yoğun iş hayatının bize sunduğu zorunluluklar ile karşı karşıya kaldığımız bu günlerde, zamansızlık sizi paketli besinleri tüketmeye itiyor. Ulaşılabilirliği kolay olan paketli besinler, rafine şeker içeriği yüksek besinler, fast food grubu tüketime hazır besinler yüksek kalori, yüksek yağ ve şeker içeriği ile kilo almaya sebep oluyor. Ayrıca, çok az olduğumuz saatlerde bize sunulan bu büyük porsiyonlu besinler gereğinden fazla enerji almamızı ve yemek yememizi sağlıyor. Fazla tüketilen bu besinler,  vücuda hareket ve günlük işlevler için ihtiyaç olan enerjiden fazla olunca da
kullanılamayan fazla enerji bel ve göbek bölgesine yağ olarak yerleşiyor.
 
Bacak ve basen kalınlaşmasının sebebi hareketsizlikte.
Çözüm aslında yapılan yanlışın içinde saklı ; HAREKETsizlik… Hareket etmek, günlük besinlerle alınan enerjinin harcanması, kalp ve damar sağlığının korunması için, obezite, diyabet, tansiyon, kolesterol insülin direnci gibi çağımız hastalıklarının ilk ilaçlarındandır. Özellikle masa başı çalışanlarda, büyük şehirlerde çalışan uzun saatler trafik çeken kişilerde hareketsizliğe bağlı “oturma kilosu” dediğimiz basen bölgesi yağlanma sıklıkla karşılaştığımız şikayetlerdendir. Haftada 2-3 gün yapılacak 45 dk yürüyüş, ortalama günlük 10.000 adım kilonuzu korumada veya kilo vermenizde size yardımcı olacaktır.
 
Yüksek yağ ve rafine şekerli gıdalar… peki ya alkol tüketimi ?
Alkol tüketimi de içerdiği yüksek kalori nedeniyle bel- basen bölgesinde ki yağlanmayı arttırır. Vücuda alınan alkolün 1 gramında 7 kalori enerji vardır. Protein ve karbonhidratlar  1’er gramında 4 kalori, yağlar ise bir gramında 9 kalori bulundurur.  Vücutta enerjiye dönüştürülemeyen fazlaca alınan alkol de özellikle karın bölgesi yağlanma olarak vücutta yer edinir.  Ayrıca alkol, doygunluk hissini arttıran hormonların düzenini bozarak açlık hissinin oluşmasına sebep olur. Sonuç alkolün yanında fazlaca yemek yemek veya alkol alımı üstüne gidilen sokak yemekçileri… yüksek yağ ve enerji alımı…
 
Stres ve uykusuzluk yağlanmanın gizli düşmanları !
Stresin yüksek olduğu durumlarda iştah hormonlarının (leptin ve ghrelin)  etkilendiğini ve kişilerde açlık hissinin arttığını görüyoruz. Böyle durumlarda fazla besin tüketimi kişinin yağlanmasına neden oluyor. Ayrıca tüketilen besinin çeşidine göre de açlık hormonu  etkisi değişiyor. Midede uzun süre kalmadan hızla sindirilen bir yiyeceğin, midede uzun süre kalan ve yavaş sindirilen bir yiyeceğe göre kişiyi daha hızlı acıktırdığı araştırmalar sonucu bilinmektedir.
Uykusuz kaldığımız gecelerde vücudumuz şiş bir şekilde uyanırız. Bunun sorumlusu vücuttaki “kortizon” hormonudur. Vücutta yüksek ödem yapan kortizol aynı zamanda yağ yakımını da engellemeye çalışır. Vücut kilo vermeye meyilliyse bile uykusuz olduğu için yağlarının yakılmasına engel olur. Ayrıca yapılan çalışmalarda bir sene boyunca katılımcıların hergün aynı saatte yatıp kalkıp, aynı süre uyku uyumaları doğrultusunda bir senenin sonunda kilolarının %5-10 u arasında bir düşüş görülmüştür. Ortalama 6-8 saatlik gece uykusu bölgesel yağlanmaya karşı atabileceğiniz sağlıklı bir adımdır.
Tüm bunların yanı sıra söyleyebiliriz ki insülin direnci, genetik faktörler, yaş, cinsiyet, su tüketim miktarı, lifli besinler olan meyve sebzelerin yeteri kadar tüketilmemesi de bölgesel yağlanmayı arttırmaktadır. Tabi ki unutmamakta fayda var her besinin fazlası vücutta depolanmayı tercih edecektir. Örneğin,  meyvenin fazla tüketimi de bel çevresini artırabilir. Yeterli miktarda tüketmek en önemlisi!
 
Stresten, uykusuzluktan uzak, sağlıklı besinlerle günlük ihtiyacınızı karşıladığınız, aşırı alkol tüketiminden kaçındığınız, bol hareket dolu günler dilerim…

BESLENME BİLGİSİ SAĞLIK OKURYAZARLIĞI

BESLENME BİLGİSİ SAĞLIK OKURYAZARLIĞI

 
 

Dünya Sağlık Örgütü, sağlık okuryazarlığını ‘’ bireylerin sağlığını korumak ve geliştirmek için bilgiye ulaşma, anlama, bu bilgiyi kullanma konusunda bilişsel-sosyal becerileri ve motivasyon düzeyleri” olarak tanımlar.
Sağlık okuryazarlığı yalnızca okuma-yazma becerisinden ibaret değil
Sağlık okuryazarlığı; sağlıklı davranışların hayata geçirilebilmesi, ilaçların doğru kullanılması, sağlık hizmetlerinden en iyi şekilde yararlanabilme, tedavi süresince karar verme aşamasına dahil olma, sağlıkla ilgili tavsiyeleri doğru kaynaktan alma, bu bilgileri anlayabilme ve sorgulayabilme gibi birçok beceriyi içermektedir.
Yetersiz seviyede sağlık okuryazarlığına sahip bireyler daha fazla sağlık harcaması yapıyor
2009 yılında, sağlık okuryazarlığının sağlık harcamaları üzerine etkisinin incelendiği bir derlemede yetersiz seviyede sağlık okuryazarlığına sahip bireylerin yılda 143-7,798 dolar daha fazla sağlık harcaması yaptığı bulunmuştur.
Beslenme bilgisi sağlık okuryazarlığı yeterli olan bireyler daha sağlıklı besleniyor
Bireylerin beslenmeyle ilgili konularda uygun kararları verebilmeleri için gerekli hizmetleri ve temel beslenme bilgilerini anlama, yorumlama ve bilgilere ulaşabilmesi beslenme okuryazarlığı olarak tanımlanabilir.
Speirs ve arkadaşları tarafından yapılan bir çalışmada, sağlık okuryazarlığı ve beslenme davranışı arasındaki ilişki değerlendirilmiş ve sağlık okuryazarlığı yetersiz olan bireylerin gelir düzeyinden bağımsız olarak sağlıksız beslendikleri ve yetersiz sebze/meyve tüketme ve yetersiz besin etiketi okuma eğiliminde oldukları belirlenmiştir.
Beslenme tavsiyelerini doğru kaynaktan alın
Sağlıklı beslenme veya hastalıklarda beslenme hakkındaki güvenilir bilgiyi herhangi bir meslek dalından değil, beslenme alanında gerekli eğitimi almış ve yeterli donanıma sahip bir uzmandan almalısınız.
Beslenme ile ilgili aldığınız tavsiyeleri sorgulayın
Aldığınız bilgiyi sorgulamalı ve doğruluğundan emin olduktan sonra uygulamalısınız. Mesela doğru kaynak olduğuna inandığınız bir uzmandan ‘’domatesi pişirerek tüketin’’ tavsiyesi aldınız. Neden domatesi pişirerek tüketmelisiniz? Sorgulayın. Tadı öyle daha lezzetli olduğu için mi yoksa domates pişirildiğinde içeriğindeki antioksidan özellik gösteren likopenden daha fazla yararlanabildiğimiz için mi?
Beslenme bilgisi sağlık okuryazarlığı kronik hastalıklardan koruyor
Obezite, kanser, diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıklardan korunmanın etkili yollarından biri de sağlıklı beslenmedir. Bireyler besin, besin öğesi, besin grupları gibi kavramlara hakim olup, beslenme tavsiyelerini doğru kaynaktan alma ve doğru şekilde anlayabilme yeteneğine sahip olduğunda sağlıklı beslenme alışkanlıklarını kolayca benimseyebilirler.
DSÖ, sağlık okuryazarlığı eğitiminin erken çocukluk döneminde verilmesini öneriyor
DSÖ tarafından, toplumlarda sağlık okuryazarlığı bilincinin geliştirilmesine yönelik ‘sağlık okuryazarlığı eğitimi erken çocukluk döneminden itibaren yapılmalı’ ve ‘sağlığın geliştirilmesi kavramı okul eğitimi sırasında geliştirilmeli’ yaklaşımları önerilmektedir.

BAĞIMLILIK YAPAN BESİNLER VE YAPMAYAN ALTERNATİFLERİ

BAĞIMLILIK YAPAN BESİNLER VE YAPMAYAN ALTERNATİFLERİ

 
 
 

Bazı besinleri yedikçe yiyesiniz geliyor, kendinizi bir türlü durduramıyorsunuz ve 1-2 gün yemediğinizde hemen yokluğunu hissediyorsunuz değil mi? Yapılan birçok çalışma, bazı yiyeceklerin, özellikle rafine şeker ve yağ bakımından zengin olanların veya monosodyum glutamat gibi katkı maddesi içerenlerin bağımlılık yaptığını gösteriyor. Hangi besinler bağımlılık yapıyor ve onların yerine hangi alternatifleri koyabiliriz buyurun bakalım:
Paketli patates cipsi- Ev yapımı cips
Hazır patates cipsleri içerdiği yüksek oranda tuz ve yağ sayesinde ‘zevk merkezi’ hipotalamusu uyararak daha fazla yeme isteği uyandırır. Bunlar yerine evde yapılmış patates cipsi veya pancar cipsi, nohut cipsi gibi alternatifleri deneyebilirsiniz.
Pancar cipsi: Pancarları kabuğunu soyduktan sonra ince ince dilimleyin. Dilimlenmiş pancarları bir kaseye alıp sarımsak, zeytinyağı, tuz ve karabiberle harmanlayın ve 10 dk bekletin. Önceden ısıtılmış 200 derecelik fırında, yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisinde 15-20 dk, 5 dakika da fırın kapağı açık şekilde pişirin ve afiyetle tüketin.
Hazır köfte- Ev yapımı köfte
Hazır köftelerin içerisinde bulunan monosodyum glutamat, eklendiği gıdayı oldukça lezzetli hale getirerek o gıdanın kontrolsüzce tüketilmesine ve bağımlılık yapmasına neden olur. Bu nedenle içeriğinden emin olduğunuz ev yapımı köfteyi tercih etmek en doğrusudur. Ayrıca ‘Çin tuzu’ olarak da bilinen monosodyum glutamat; hazır gıdalara, fastfoodlara, cipslere, soslara, hazır çorbalara, krakerlere, sosislere, salamlara ve benzeri gıdalara da eklenir.
Hazır patlamış mısır- Ev yapımı patlamış mısır
Paketli patlamış mısırlarda bulunan yüksek yağ ve tuz oranı aynı cipslerde olduğu gibi ‘zevk merkezi’ hipotalamusu uyararak daha fazla yeme isteği uyandırır. Bunlar yerine evde az yağlı ve az tuzlu bir şekilde patlattığınız mısırı tercih edebilirsiniz. Üstelik hazır patlamış mısırın 100 gramı 530 kkal ve 24 g yağ içeriyorken; evde 1 tatlı kaşığı yağ ile patlattığınız mısır 100 gramında 338 kkal ve 5 gram yağ içeriyor.
Beyaz ekmek- Tam buğday unlu ekmek
Pirinç, beyaz un, patates, şeker gibi glisemik indeksi yüksek besinler beyinde yedikçe yeme isteği uyandırır ve yedikten kısa bir süre sonra acıkmanıza neden olur. Beyaz ekmek yerine tam buğday unlu ekmek; pirinç yerine bulgur tercih ederek bu bağımlılık hissinden kurtulabilir ve uzun süre tokluk sağlayabilirsiniz.
Paketli dondurma- Ev yapımı dondurma
Çoğu paketli dondurmada bulunan yüksek fruktozlu mısır şurubunun beyinde madde bağımlılığı ile aynı etkiyi yarattığını gösteren çalışmalar mevcut. Paketli dondurmalar yerine dondurmanızı evde kendiniz yapabilirsiniz.
Fıstık ezmeli muzlu dondurma: 1 adet olgun muzu ezin, 5-6 adet doğranmış fındık, 1 çay kaşığı bal ve 1 çay kaşığı kakao ekleyip, karıştırın, dondurun ve afiyetle tüketin.
 
 
Mısır gevreği- Yulaf ezmesi
Mısır gevrekleri içeriğindeki şeker ve çıtır çıtır oluşunun verdiği haz hissi nedeniyle bağımlılık yapan besinlerden. Mısır gevreği yerine yulaf tercih edebilirsiniz. Süt, yulaf karışımının içerisine bir de meyve ekleyerek tatlandırabilirsiniz.
Kola- Sade maden suyu
Kola içeriğindeki kafein, şeker veya yüksek fruktozlu mısır şurubu nedeniyle güçlü bir bağımlılık yapıcı etkiye sahip. Kola yerine sade maden suyu tercih edebilirsiniz böylece bir bağımlılıktan kurtulacak aynı zamanda sade maden suyunun mineral içeriğinden faydalanmış olacaksınız.

AMAN ASİDİ KAÇMASIN TADI ORTAYA ÇIKMASIN: ŞEKERDEN 130 KAT DAHA TATLI ŞEKERİ ASİDİNDE SAKLI

AMAN ASİDİ KAÇMASIN TADI ORTAYA ÇIKMASIN:

ŞEKERDEN 130 KAT DAHA TATLI ŞEKERİ ASİDİNDE SAKLI

 
 
Her şey gazın suya katılmasıyla başladı. Hem de 1700’lü yıllarda tesadüf eseri içeceğe dönüştürülen asidi kaçmasın diye uğraşan bilim adamları bugün kapağı açınca çıkan asit sesini duysa …günün en çok satılan içeceğine dönüşen gazlı suların baş mimarı aslında,
Sonra 1886’lı yıllarda yepyeni bir marka daha çok daha farklı gazlı içecek üretmeye başlıyor ve bu kırmızı tüm dünyaya yayılıyor. Sonsuz reklam kampanyaları, sinema yıldızlarının tüketimi, ünlü insanların reklam yapması ve ayrıcalık olarak tanıtılması sayesinde her tüketici kitlesine ulaşıyor. Günümüzde hala tüketilmekte birçok insan için bağımlılık noktasında rol almaktadır.

  1. yüzyılda ise GAZOZHANELERİ olan bir Anadolu’ya dönüştük.

Devir değiştikçe gazlı içeceklerde değişti, Şekersizleri çıktı diyet etiketli olanları çıktı, mineralli olanları çıktı, ambalajlar değişti ama hayatımızdaki yeri ve tüketim miktarı hala değişmedi. Aslında içeriği tam olarak bilinmeyen bir sıvıyı yazın serinlemek için kullanalım diye sürekli ekran uyaranlarının tacizine uğruyoruz.
PEKİ BİZ BESLENME UZMANLARI BU İÇECEKLERİ NEDEN ÖNERMİYORUZ?

Alkol içermeyip, karbondioksit içeren içecek sınıfına GAZLI İÇECEKLER diyoruz. Bu başlığın altını da 4 farklı grup dolduruyor;

  • Meyveli gazlı içecek
  • Kolalı gazlı içecek
  • Tonik
  • Yapay veya esanslı içecek

Çok çok tatlı olmalarına ragmen kalori içecekleri sıfır ve sıfıra yakın bir çok ürün varken,bu tat nerden geliyor diye soracak olursanınz asesülfam-K adı verilen tatlandırıcı başta olmak üzere bir çok tatlandırıcı madde kullanılarak tat kalori dengesi bozuluyor.
Şimdi ortalama 250 ml lik gazlı bir içeceğin içeriğine bakalım;24 mg kafein ,renklendirici karamel,karbondioksit,28 mg şeker veya fruktoz/glıkoz şurubu,fosforik asit,su,aroma vericiler…
 
Listede gördüğünüz gibi besin değeri olan günlük ve doğal beslenmemize adapte ettiğimiz hiç bir ürün bulunmamakta. Şeker için günlük kullanım oranı (DSÖ)Dünya Sağlık Örgütü tarafından; kadınlar için 15 mg/gün, erkekler için 20 mg/gün olarak belirlenmiştir. Hesap yapmaya gerek var mı?
Peki ya şekersiz olanlar derseniz?
Ben de …
peki ya içindeki katkılar gazı kaçınca içilmez derecede tatlı olmaları…
Peki ya bağımlılık derecesinde canınızın istemesi?
Açıklanmayan içerikler?
Bunları bir düşün.
ÇALKALA BİR AYRAN İÇ?DERİM.

‘AÇLIK MODU’ GERÇEK Mİ YOKSA HAYAL Mİ?

‘AÇLIK MODU’ GERÇEK Mİ YOKSA HAYAL Mİ?

 

 

Diyete başladınız, diyetinizin ilk haftalarında hızlıca kilo veriyorsunuz ama bir süre sonra hem kilo verememeye başlıyorsunuz hem de diyet sürdürülebilirliğini yitiriyor. Bu durumun nedeni ‘açlık modu’ olabilir.

 ‘Açlık modu’ vücudun uzun süreli yüksek kalori kısıtlamasına verdiği doğal tepkidir. Vücut enerji dengesini korumak ve açlığı önlemek amacıyla enerji harcamasını azaltır bu aslında vücudun kendini korumak için verdiği bir tepkidir ve bilimsel karşılığı ‘adaptif termogenez’dir.

Uzun süreli yüksek kalori kısıtlamasından kaçının

Yüksek kalori kısıtlamasını içeren diyetleri uzun süre uyguladığınızda vücut kendisini korumaya almak amacıyla harcadığı enerjiyi azaltmaktadır. Dolayısıyla, bazal metabolizma hızınızı yavaşlatır ve aynı zamanda açlık hissinizi artırarak sizi daha fazla yemek yemeğe teşvik ederek diyetinizin sürdürülebilirliğini azaltmaktadır. Tüm bu etkiler birleştiğinde siz ne kadar çabalasanız da kilo veremediğiniz gibi pes etmenize de sebep olmaktadır.

Ağırlık egzersizi yapın

Vücuttaki kas kütlesi azaldıkça metabolizma hızı da azalır. Diyet süresince kas kaybını en az düzeyde tutmak için ağırlık kaldırma veya vücut ağırlığı ile ilgili yapılan egzersizleri uygulayabilirsiniz. 94 kadın üzerinde yapılan randomize kontrollü bir çalışmada, deneklere 800 kkal bir diyet uygulandı ve kadınlar egzersiz yapmama, aerobik egzersiz (kardiyo) ve ağırlık egzersizi gruplarına atandı. Çalışmanın sonucunda, hem egzersiz yapmayan hem de aerobik egzersiz yapan kadınlar kas kütlesi kaybetti ve metabolizma hızları belirgin düzeyde azaldı. Ağırlık egzersizi yapan kadınlar ise metabolik hızlarını, kas kütlelerini ve güç düzeylerini korudular.

Protein tüketimine dikkat!

Proteinler tokluk hissini ve süresini uzatan makro besinlerdir. Yeterli miktarda protein tükettiğinizde vücudun oluşturduğu açlık hissi ile daha kolay baş edebilecek ve metabolizma hızını yavaşlatan kas kaybına daha az meyilli hale geleceksiniz.

HAYDİ METABOLİZMANIZI HIZLANDIRALIM!

HAYDİ METABOLİZMANIZI HIZLANDIRALIM!

Beslenmede; besinlerin sinerjik etkilerinden maksimum düzeyde yararlanmak için, özellikle bazı besinlere günlük beslenmenizde yer vererek daha fazla enerji harcamanız ve böylelikle, uzun vadede sağlıklı bir şekilde kilo kaybetmeniz mümkün. Nasıl mı? Cevabı çok basit: Beş “Y” ile…

BEŞ “Y” İLE YAĞ YAKIMINIZI ARTTIRIN!

  • Yaban mersini
  • Yeşil çay
  • Yoğurt
  • Yulaf
  • Yumurta

Yaban Mersini: “Antosiyanidin” adı verilen antioksidan kapasitesi yüksek olan maddeyi önemli miktarda içeren yaban mersini bitkisel bir besin ögesidir. Bilindiği gibi karın bölgesindeki yağlar, var olan ya da olmak üzere olan kalp hastalıklarının, diyabetin, kolesterolün ve kontrol edilemeyen glukoz seviyesinin maalesef habercisidir. Son çalışmalarda ise, beslenmesinde yaban mersinine yer veren kişilerin karın bölgesindeki yağların yakım sürecinde hızlanma olduğuna işaret etmektedir.

Yeşil Çay: Çayda bulunan kafein ve kateşinlerin, vücut ağırlığı ve enerji harcanması üzerinde etkili olduğu bilinmektedir. Kafeinin insanlarda termogenezi uyardığı ve yağ oksidasyonu yaptığı gösterilmiştir. Yapılan çalışmalarda yeşil çayın, kilo vermeye doğrudan etkisinin olduğu görülmektedir. Yeşil çayın en önemli özelliği güçlü bir antioksidan olması ve bu sayede kanser riskini azaltmasıdır. Yeşil çay içeriğindeki polifenollerin bu etkiyi sağladıkları ileri sürülmektedir. Sağlıklı kişilerde uygun bireysel diyet yaklaşımı içerisinde, günde 2-3 fincan yeşil çay tüketiminin vücuda olumlu faydaları olduğu gözlenmektedir.

Yoğurt: Kalsiyum, enerji metabolizmasının düzenlenmesinde anahtar role sahiptir. Yoğurt tüketimiyle birlikte kalsiyum alımını arttırmanın, bazı hormonları baskılayarak yağ hücrelerinde azalma sağladığı, özellikle bel çevresindeki yağ yakımını hızlandırdığı ve  böylelikle bireylerde ağırlık kaybı görüldüğü bir çok çalışmayla ortaya konmuştur. Yoğurt beslenmenin en sağlıklı beyazlarından biridir. Yoğurda günlük beslenmenizde iki kase kadar yer vermenizde fayda var.

Yulaf: İştah mekanizmasının oluşturduğu stresi ortadan kaldıran yulaf, uzun süreli tokluk sağlayan bir besindir. Bazı araştırmalar günlük lif tüketimindeki her 10 gram kadar artışının 5 yıl içerisinde bel çevresinde yüzde 4’lük bir azalışa neden olabileceğini göstermektedir. Yulafta bulunan beta glukan ise vücudun direncini arttırır, bakterilere karşı vücudun bağışıklığını güçlendirir. Aynı zamanda yulaf, kan kolesterol seviyesinin dengelenmesine yardımcı olarak kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde rol oynamaktadır.

Yumurta: Anne sütünden sonra en kıymetli protein kaynağı olan yumurtaya günlük beslenmenizde kesinlikle yer vermelisiniz. Yumurta güçlü bir protein kaynağı olduğundan, metabolizma hızını olumlu yönde etkilemekte ve gün içerisinde iştahınızı kontrol altında tutmaya yardımcı olmaktadır. Yumurta içerdiği elzem aminoasitler, yüksek protein değeri,  D vitamini, B12 vitamini, selenyum ve kolin sayesinde yağ yakımını desteklemektedir.

Unutmayın, beslenme alışkanlıklarınızı gözden geçirerek, yeterli ve dengeli beslenerek, fiziksel aktivitenizi arttırarak,  güne mutlaka kahvaltı ile başlayarak, az az ve sık sık yemeye özen göstererek, kaliteli uyku düzenini sağlayarak kalıcı bir şekilde kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.

Yağ Yakımına Yardımcı Salata Tarifi

  • 1 su bardağı yoğurt
  • 1 ince dilim ananas
  • 1 yemek kaşığı yaban mersini
  • 1 çay kaşığı keten tohumu
  • 5 adet badem
  • 2 yemek kaşığı yulaf ezmesi

(Bir hafta içerisinde, 3 akşam öğününde bu salatayı tüketebilirsiniz)

 

KALORİKOLİK OLMAYIN!

KALORİ KOLİK OLMAYIN
Günümüzde sağlıklı beslenme ve diyetle ilgili haberler bültenlerin %50 sini hatta belki de daha fazlasını kaplıyor, hal böyleyken; hepimizde kendine dönüp bakma, kendini beğenmeme, hep daha fazlasını hep 40 kilo olmayı istemeye başladık. Bunun temeli aslında KIYASLAMA hastalığından geliyor.
KIYASLAMAYIN
“Kıyaslamak mutsuzluktur” nokta:)
Her bireyin kilosu boyu sağlık problemleri kan değerlerine kişiye özeldir,bu durumdan sahip olduğu kiloya kadar bir çok değişken etkilenmektedir.
Aynı yaşta aynı boyda farklı kilolarda olmak, kilosu fazla olanı sağlıklı kılmayacağı gibi kilosu düşük olanı sağlıklı kılmaz. Önemli olan ne yediğiniz nasıl beslendiğiniz ,hareket kapasiteniz ve uyku süresidir.
Kıyasladığımız en önemli şeylerden bir tanesi de kalori olmaya başladı.
Kalori hesaplama üzerine uygulamalar ve günlük beslenmenizi kalorilere sığdırmaya çalışma çabası geliştirdik, istemli ya da istemsiz…
KALORİ DEĞİL İÇERİK ÖNEMLİ
Elimdeki elmada 100 KALORİ, gazlı içecek de 100 KALORİ
Ama bu elmayı yediğimde hem lif hem B grubu vitaminlerini alıyorum,hem de bağışıklığımı güçlendiriyorum ve bunun etiketinde saçma sapan adını bile telaffuz edemediğim maddeler yok!
Peki diğer elimdeki 100 kalori olan  gazlı içeceğin bana ne faydası var ?
ÖZETLE SÖYLÜYORUM,
HİÇBİR FAYDASI YOK!
İstedikleri kadar light olsun, sıfır kalori olsun bu içeceklerin size bırakın faydayı zararı var.
Bu içecekler; esas olarak karbonatlı su, yapay veya doğal tatlandırıcı, renkler, aromalar ve diğer gıda katkı maddelerinin bir karışımıdır. Yaygın olarak kullanılan bir koruyucu potasyum benzoattır .
Bu içecekler yerine ne tüketebilirsiniz, halis muhlis AYRAN olabilir, maden suyu olabilir evde kendi hazırladığınız kompostolar olabilir. Yerini dolduralım ki elimiz yine bu tarz içeceklere gitmesin. BU konunun kilonuzla değil salığınızla alakası var o nedenle DAHA FAZLA ÖZEN GÖSTERMELİYİZ.
Yemek yerken cafelerde restoranlarda masalarda mutlaka bir kilo muhabbeti, bir kalori sohbeti dönmeden yemek yenmez oldu,önünde patates kızartmasını ketçaba banarken ,bir yandan dişlerine zarar vermesin!diye pipetle asitli içeceğini hüpletirken midesinin başına getirdiklerinden habersiz,bugün 500 kalori hakkım kaldı, bu ay 3 kilo vermem lazım gibi cümleler kuruyoruz.Mantık karmaşasına bakar mısınız,eminim sizin çevrenizde de bu tarz konuşmalar sık sık oluyordur.
Bedeniniz oyuncak değil, mucizevi bir kapasiteye sahip kalori baz alınarak ya da başkalarının beslenme programlarını uygulayarak, daha kötüsü ŞOKLARA girme meraklarımızla bedenimizin fabrika ayarlarını bozmayalım.bozanları uyaralım.

BESİNLERİ NASIL PİŞİRELİM?


 
Büyüme-gelişme ve yaşamsal fonksiyonlarımızı yerine getirmek için gerekli vitamin, mineral, karbonhidrat ve yağ kaynağımız besinlerdir. Bu besinleri çok veya az tüketilmesi pek çok hastalığa sebep olabilmektedir. Ancak sadece tüketim miktarları değil o besinleri pişirilme aşamasıda oldukça önemlidir. Bazı besinleri çiğ bazı besinleri ise pişirdikten sonra tüketiriz. Bu besinleri pişirerek ve bazı işlemler uygulayarak yenebilinecek şekle getiririz fakat bu işlemler sırasında vitamin ve mineral kayıpları olabilmektedir. Gelin nasıl en doğru şekilde pişirebiliriz beraber inceleyelim;
Et pişirirken; yüksek ısıda bir miktar vitamin kaybı olmaktadır. Izgara yapılan etlerde, yüksek sıcaklık ve su kaybı dolayısıyla folik asit, B1 ve B12 vitamin kayıpları ile birlikte protein kaybı görülmektedir. Bu nedenle etleri orta ısıda pişirin, sulu pişirdiğinizde suyunu dökmeyin ki vitamin ve mineralde kayıp olmasın.
Sebzeleri pişirirken; Özellikle marul, lahana gibi yeşil yapraklı sebzeleri keserken bıçak kullanmak yerine eliniz ile doğrarsanız vitamin ve mineral açısından kayıp olmayacaktır. Kestikten sonra sebzeleri bekletmek yerine hemen pişirmelisiniz. Sebzeleri kendi suyu ile pişirin veya ekstra bir su koyacaksanızda suyunu dökmeyin. Sebzelerdeki zararlı kimyasallar için sirkeli su da bekletebilirsiniz. Aman dikkat diyim sebzeleri tuz ile ovup sıkmayın ki vitamin kayıpları görülmesin.
Sebze ve meyveler pişirileceği zaman kaynar suya atılmalıdır, soğuk suya konarak pişirilmemelidir. Domates ve salça asitli oldukları için pişirme süresini uzatacağından pişmesine yakın koyulmalıdır.
Yeşil yapraklı sebzelerin rengini koruması için pişirirken soda ekleyenimiz kesin vardır. Soda besin değerinde kayıplara neden olmaktadır. Yeşil yapraklı sebzeleri pişirirken tencereninin kapağı bir kere açıp kapatılmalıdır.
Haşlama mı yapmalıyız yoksa buharda mı?
Haşlama suyunu döküyorsanız tercihiniz buharda pişirmek olmalıdır.
Sıkılmış meyve suyu içelim mi diyenler bu detayda sizin için. Eğer sıktığınız meyve suyunu bekletirseniz C vitamininde kayıplar olacaktır. Ayrıca sıkılmış meyve suyu tercih etmek yerine meyvenin kendisini yediğinizde içerisinde ki liften dolayı sizi daha uzun süre tok tutacaktır. Bir portakal suyu için 3-4 tane portakala ihtiyaç vardır. Yani kalori açısından da 3-4 meyvenin kalorisini birden alıyosunuz demektir. Bu sadece portakal için değil diğer meyve suları içinde geçerlidir. Bu meyveleri gün içerisinde dağıtarak yemek kan şekerinizin daha dengeli olmasını sağlayacaktır.
Dondurulup çözülmüş besinleri tekrar dondurmayın!
Sütlü tatlı yaparken şekeri en son ekleyiniz. Şekerle birlikte pişirdiğimizde mailard reaksiyonuna neden olmaktadır. Bu reaksiyon sonucu serbest radikaller dediğimiz zararlı maddelerin oluşmasına neden olmaktadır. Ayrıca şekerle birlikte pişen sütün protein değerlerinde de kayıplar görülmektedir.
Makarnayı pişirirken yaklaşık 10 dakika kadar yani ‘al dante’ şeklinde pişirdiğiniz zaman glisemik indeksi düşük olacak ve bu da kan şekerimizde ani yükselmelere neden olmayacaktır. Az suda ve suyunu çekecek şekilde pişirdiğinizde B vitaminlerinde de kayıplar görülmeyecektir.
Kurufasulye ve nohutu pişirmeden bir gün önce suda beklettiğimizde gaz oluşumunu önleyebiliriz. Ayrıca iyi pişirdiğimizde sindirimi kolaylaşır ve böylelikle protein değeri artar.
Ayrıca kullanacağınız ızgara, teflon, çelik gibi mutfak gereçlerinin çizik olmamasına da dikkat etmemiz gerekmektedir. Yemeği ne kadar sağlıklı pişirdiğimizi düşünsek bile pişirme kabı kötüyse kimyasallar açısından risk altındayız demektir.
 
 
 

AŞKIN EN LEZZETLİ HALLERİ

Sevgililer gününde en güzel hangi hediyeyi alabileceğinizi veya en güzel yerde ne yemek istediğinizi düşünürsünüz? Acaba aşka giden yol sevdiğinizin midesinden geçer mi? Sevgililer gününde karnınızı doyurmak yerine birbirinizin duygularını beslerseniz çok da mideden geçmediğini fark edeceksiniz. Aşkın kalorisi olmadığı gibi aşkla yediğiniz her şeyin size heyecan ve mutluluk verirken metabolizmanızı da hızlandırdığını unutmayın. Ama gene de sevgi dolu masanızda neler olmalı derseniz işte size önerilerim:

  1. Aşkın En Tatlı Hali: Fitaşk

Muhteşem kokuları ve aromalarıyla baharatları sofranıza mutlaka almalısınız. Zencefil, yüksek çinko içeriğiyle vücut ısısını ve testesteron salgısını arttırarak cinsel dürtülerinizi harekete geçirebilir. Fındık, kaju, çam fıstığı, ceviz gibi kuruyemişler eski çağlardan günümüze afrodizyak olarak kullanılan yiyeceklerin başında geliyor. Cinsel gücü arttırıcı etkisi olan kajuyu hem enerji sağlaması hem de lezzet vermesi için kullanabilirsiniz.
Malzemeler:
60 gr Medine Hurması
60 gr Çiğ Kaju Fıstığı
1\2 çay kaşığı toz tarçın
1\2 çay kaşığı toz zencefil
Üzerini süslemek için 2 yemek kaşığı toz Hindistan cevizi
Hazırlanışı:
Kajuları toz haline gelene kadar mutfak robotundan geçirin, üzerine çekirdeklerini çıkarttığınız hurmaları ekleyip macun kıvamına gelene kadar çekmeye devam ediniz. Son olarak toz tarçın ve toz zencefili de karıştırıp ceviz büyüklüğünde toplar yapınız. Bu topları da hindistan cevizine bulayıp servis edebilirsiniz.

  1. Muhteşem Üçlü: Roka, Ispanak Ve Çilek

Sevgilinize enfes bir salata hazırlayarak mutluluğunuzu katlayın. Çilek, ceviz ve ıspanağın cinsel isteği arttırıcı ve her iki cins içinde afrodizyak etkileri vardır. Mutluluk hormonları salgılanmasında yardımcı B vitaminlerinden zengin yeşil yapraklı sebzeler roka, tere, ıspanak kendinizi iyi hissettirecek mutluluk veren besinlerdir. Homosisteini yüksek olan kişilerde, serotonin hormonunu daha düşük seviyelerde salgılanmaktadır. Çilek ise homosistein seviyesini düşürerek mutluluğunuzu taçlandırmanıza yardımcı olacaktır.

  1. Ana Yemeğinize Vişneli Dana Yahni

Akşam yemeğinizde aşkınızı alevlendirecek bir yemek yapmak istemez misiniz? Afrodizyak etkisi olan kerevizi, tüm vücudu uyarıcı özelliğe sahip olan zencefili kullanarak yapacağınız et yemeğinizle bedenen ve ruhen de güç kazanırsınız. Yemeğinize tarçın ve kakulenin muhteşem aromasını da katarak harika kokularla sevgilinizin başını döndürebilirsiniz.
Malzemeler:
500 dana bonfile
1 adet havuç
1 adet kuru soğan
1 dal kereviz sapı
1 adet çubuk tarçın
3 yemek kaşığı nar ekşisi
200 gr donmuş vişne
1 adet tane kakule
Yarım bardak su
2 yemek kaşığı bal
1 yemek kaşığı zeytinyağı
Hazırlanışı:
Bonfileyi, havucu, soğanı ve kerevizi kuşbaşı şeklinde doğrayın. Isıttığımız tavaya sırası ile zeytinyağı, bonfile, soğan, havuç, kereviz sapını kavuruyoruz. Üzerine dondurulmuş vişnemizi, nar ekşisini, suyu, baharatları ekleyip kaynattıktan sonra 45 dakika kısık ateşte pişiriyoruz. Ocaktan alacağımız vakit 2 yemek kaşığı balımızı ilave edip servis tabağına alıyoruz.

  1. Beraber egzersiz yapmanın keyfini çıkarın:

Kalbinizin yükünü hafifletmek için birlikte egzersiz yapmayı ihmal etmeyin. En önemli nokta sevdiğiniz ve birlikte yapabileceğiniz egzersizi bulmak! Sadece yürüyüş, koşu ya da fitness egzersizleri değil; dans, tenis, yüzme, yoga gibi egzersizleri yapmayı da düşünebilirsiniz. Egzersiz, beyinde endorfin seviyesini arttırarak vücudun doğal ağrı kesicisi ve mutluluk kaynağı olacaktır.